Bu Blogda Ara

Popüler Yayınlar

27 Şubat 2010 Cumartesi

insan imlası


Ne de zordur insanı tamamıyla mutlu etmek. Tatmin olmaz soru sorma güdüsünü doyurabilmek, beklediği tepkileri verebilmek... Egoist benliğini kişilerden beklediği, aldığı tepkilerle,cevaplarla doyurur kişi. Nefes almayı, durmayı, bir süre susmayı, beklemeyi sevmez. Nokta, virgül, üç nokta hiçbir zaman değerli olmayacaktır insanoğlunun gözünde sürekli cevap bekleyen bozacı soru işareti ve dürten, irkilten şıracı ünlem kadar.
Güzeldir noktada durmak, virgülde bir nefes almak, üç noktada karşıdakine düşünme payı vermek. Hayatınızı imlalayın efendim, mutsuzluk vermeyecektir.

25 Şubat 2010 Perşembe

iyi niyet

Bizleri önemli kılan nedir? Kendi gözümüzde değil elbet, yaşamak zorunda olduğumuz toplumda bizi önemli, değerli, kabul görür kılan nedir? En genel tabirle niyet denebilir buna. Yani niyetlerimiz düşüncelerimizi, düşüncelerimiz tavırlarımızı, tavırlarımızsa insanların bize karşı tavırlarını belirler. Kabul görmek neden önemlidir? Neden kişi istemese de, çok da hevesli olmasa da bir şekilde itilir kabul görür olmaya?

Kesinlikle gözlemlemişsinizdir, patavatsız tabir edilen ve fakat aslında tek problemi insanların ne düşüneceğini önemsemeyen, başkası için kendini tartma ihtiyacı duymayan insanların yanında genelde hep onları bir şekilde seven, onları bir şekilde sahiplenmiş veya onlara zorunlu (kan bağı gibi) kişiler vardır, ve bu patavatsız tabir edilen kişiler hep bu yan kişiler tarafından savunulmak, düzeltilmek, kendi adlarına özür dilenmek zorundadırlar. Bunları onlar istemez yanlarındaki kişiden, yandaki kişi kendisi yapar bunu. "Öyle demek istemedi aslında, ... bıdı bıdı... falan filan, sen onun kusuruna... bıdı bıdı." cümlelerinin her biri %90 oranında yalandır. Aslında Bay/an patavatsız tam da söylediği şeyi söylemek istemiştir ve söylemiştir de. Düzeltme ve özellikle de düzeltilmeyi istemez ama düzeltilir. Bunlar, şanslı patavatsızlardır. Umurlarında olmasa da kabul görmek, birileri onları kabul ettirir insanlara, biryerlere götürür zorla. İnsanlarla tanıştırıp, onu boğarlar. Onun mutlu olup olmaması önemli değildir, önemli olan kabul görmesidir, o ulu "yanındaki insan" sayesinde "insan içine" çıkmasıdır. tuhaf olan, gerçekten bu patavatsızlar, bir süre sonra bu halleriyle kabul görmeye başlarlar. Yanlarındaki insan da artık savunma durumundan, kabullenmişliği pekiştirme aşamasına geçer."Hahha bilirsiniz o böyledir."ler başlar.

Fakat, sevgili patavatsızımız için problem burda başlar. Birinin bacaklarının çarpık olduğunu söylemekten çekinmeyecektir yine, yine aptal olduğunu düşündüğü birinin aptal olduğunu yüzüne söylemeye devam edecektir fakat, artık fikirleri fikir değil, 'Her zamanki huysuz işte, canım benim, ihihih' olacaktır. Dünyanın en 'gerçek' gerçeğini de söylese artık farketmeyecektir. Krynn'deki bir cüceden daha fazla umursanmayacaktır 'huysuzluğu'.

Her koşulda niyet sorgulayan insanlardanım ben. İnsanları yargılamak çok kolayken, en çok yapmadığımız şeyi, sorgulamayı yapmak taraftarıyım hep. Şimdi bu patavatsızın niyeti kötü değil, iyi de değil. Ne ezmeye çabalıyor karşısındakini, ne de gözüne girmek istiyor onu gereksizce överek. Sadece ve sadece düşündüğünü söylüyor, kime ne şekilde düşündüreceğini umursamadan. Karşısındaki kişi bunu hakaret olarak da algılayabilir, eleştiri olarak da. Hakaret olarak algılarsa, kötü niyetli olur sözü söyleyen, duyan için. Eleştiri olarak algılarsa da iyi niyetli olur.

Kasti olarak kötü niyet güden birine karşı iyi niyetli yaklaştıkça planlarını bozduğunuz hasebiyle onun kendi algısında kötü niyetli sayılmayacak mısınız? Ya da kasti olarak kötü niyet gütmenize rağmen yaptıklarınız hiç beklemediğiniz şekilde ilerleyip yarar sağlarsa birilerine, 'ne kadar da iyiniyetli' olmayacak mısınız? Niyetimiz karşımızdakinin çıkarlarına göre adlanıyorsa sadece, neden niyet güdüyoruz yok yere?

twitter kime göre?


kullanıyor musunuz bilemiyorum. uzun süre "ne gerek var?" diyerek uzak durduğum twitterdan artık o kadar bahsedilir oldu ki ben de sonunda bir hesap açtım bir süre önce. "twitlemek" kavramıyla da tanışmış oldum sonunda. ama ufak bir sıkıntı var ki, o da benim bu siteyi gerçekten kullanamıyor olmam. ya da öyle sanmam. ya da tam olarak maksadı anlayamamış olmam. birkaç köşe yazarının takipçisi oldum, birkaç tanıdık tarafından takip edilir oldum ama, hala bilemiyorum bu site nasıl kullanılmalı.

pek teknoloji insanı olmadığımdan çok acil ihtiyaç duyduğum bir bilgi falan yoksa eğer, telefondan internet hizmetini pek seyrek kullanıyorum. ve zannediyorum ki sağlam "twitçiler" büyük oranda bu twitleri mobil olarak gerçekleştiriyorlar, çünkü her an yaptıkları aktiviteleri takip etme şansı(!) bulabiliyoruz. kimin hangi galadan döndüğünü, efendim hangi kahveyi ne kadar beğendiğini, kime kızdığını bilebiliyoruz bu sayede. tabii ki pek aktif olan, topluluklar yöneten arkadaşların aktivitelerini öğrenmemiz güzel. ama sanıyorum ben ayda bir yazdığım twitlerimle doğru bir kullanıcı değilim sanırım:) bu durumda bana söylenebilecek en güzel şey, "yapma demiyorum, hobi olarak yine yap." olabilir:) takipteyim efenim, twitter'a okuyucu olarak devam etmekteyim.

15 Şubat 2010 Pazartesi

yine,yeniden

Boşvermişim gibi görünmesine rağmen sadece kendimle birlikte dinlenmeye aldığım bloguma tekrar dönüş yapmış bulunuyorum dostlar. Bu geçen sürede, aşktan kıvranıp, çok üzülüp, çok sevinip, içip, dağıtıp, kavga edip, sevip, ağlayıp, kahkaha atıp, susup, konuşup, çıldırıp, dinmiş bulunuyorum. Ah! Unutmadan bir de mezun olmuş bulunuyorum ki, apayrı bir sarsıntı sebebi.

Efendim, pek büyük kararlar alıp, pek büyük dertlenip, pek büyük sevindim bir süredir. Aldığım kararlar "Dur bakayım şu konuda ne yapacağıma da bir karar vereyim." diyerek verilmediğinden dolayıdır ki, uygulamasında herhangi bir sıkıntı çekme veya özen gösterme gereği gerektirmedi, ve fakat elbet kendi içinde milatlaştırdı bir şeyleri. Çok güzel şeyler uğruna yenilip, ne güzel ki gocunmadım. Heyhat! :)

İnsan kaybetmedim bu sürede hiç, yanlış anlaşılmadım da ilginç bir şekilde. Eski, yerleri belli insanları özledim, gördüm, güldüm onlarla. Yeni insanlar tanıyıp, hayatıma sokup, hayatlarına girdim. Yeni yerler açtım, yeni yerler açmamı hakedecek insanlar geldi hayatıma. Çok büyük bir aşkla bağlanmış bir insan gördüm, onu gördükçe aşka inandım, maşuğunu gördükçe zaafa... Ne güzel şeyler gördüm, ne güzel şeyler yaşadım ve ne güzel döndüm anlatamam... Hoşbuldum...