20 Ağustos 2009 Perşembe
yitiğim son günlerde
İnsan çok dardır aslında. Hissettikçe büyür, şişer. Sevdikçe, nefret ettikçe, kızdıkça... Büyüyorum sürekli, o kadar büyüyorum ki... Kayboluyorum kendi içimde. Düşündüklerimin bazısını unutup unutup tekrar karşılaşıyorum dehlizlerimde. Tekrar düşünüyorum, tekrar bulduğum kenara koyup devam ediyorum yola. Yine kayboluyorum, yine, yine, yine.
bu seferki benim hikayem...
bu blogdaki tek yazının dışında diğer tüm yazılar gözlemlerden çıkmış, görülen yaşanmışlıklardan yola çıkılarak hissedilebilecekler üstüne yazılmış yazılardı. başkalarının olası duyguları, nefretleri, sevgileri vs. ben pek açığa çıkarmam mutsuzluklarımı, üzüntülerimi, kabullenemediğim güçsüzlüklerimi. kalbimin en güzel yerinde oturan bir arkadaşımın hakkımda söylediğine göre, 'her savrulan gemiye her nasılsa liman olmayı bilmiş fakat savrulduğum görülmemiş'tir.
Savruluyorum dostlar, kendi içimin tüm duvarlarına vuruyor içimdeki fırtına beni. fırtınanın getirdiği kuraklık sabahları boğaz kuruluğu ve öksürükle sarsıyor bedenimin mahmurluğunu. çatlıyor içimin toprakları susuzluktan. çöl rüzgarları esiyor üstümden. geceleri kurtlar iniyor yüreğimin en zayıf yerlerine. acıyor içim öldürürcesine. zamanın daha çabuk geçmesini, ölümün daha çabuk gelmesi için istetircesine hatta bazen.
Bilsin istemem kimse acımı, yutarım boğazımda kalsa da. Su içerim üstüne, fiziksel bir boğazda kalmışlık sanılsın diye. Sigara içmek kapatır bazı gözyaşlarını, dumanın bahanesiyle. Günde 2 pakete malolur, o ayrı. Ama bilinmez. Çok nadir farkedilir, bir bahaneyle savuşturulur farkeden. Sebebi samimiyetsizlikten değil, samimiyettendir. Ben kimsenin yüreğini dağlamam kendi üzüntümle. Karşımdaki de benle ağlasın istemem, onun kahkahaları benim acımı perdelesin isterim. O yüzden tek bir taş çatlatabilirse de içimin vitrinini aslında, duygusuz damgasının vurulması bir o kadar da kolaydır. Halbuki bu söz, vitrinime atılmış bir taşın oluşturacağı çatlaktan daha çok su sızdırır dışarı. Sızıntıyı kimse farketmez, üstüne örterim birşeyler.
Uzun süredir yanıyorum kendimce, kendi içimde. Bir karar verdim hayatımla ilgili. Hayatımın en kararlı kararını. Ve küllerimden doğamam, tamamen yanmadan...
Savruluyorum dostlar, kendi içimin tüm duvarlarına vuruyor içimdeki fırtına beni. fırtınanın getirdiği kuraklık sabahları boğaz kuruluğu ve öksürükle sarsıyor bedenimin mahmurluğunu. çatlıyor içimin toprakları susuzluktan. çöl rüzgarları esiyor üstümden. geceleri kurtlar iniyor yüreğimin en zayıf yerlerine. acıyor içim öldürürcesine. zamanın daha çabuk geçmesini, ölümün daha çabuk gelmesi için istetircesine hatta bazen.
Bilsin istemem kimse acımı, yutarım boğazımda kalsa da. Su içerim üstüne, fiziksel bir boğazda kalmışlık sanılsın diye. Sigara içmek kapatır bazı gözyaşlarını, dumanın bahanesiyle. Günde 2 pakete malolur, o ayrı. Ama bilinmez. Çok nadir farkedilir, bir bahaneyle savuşturulur farkeden. Sebebi samimiyetsizlikten değil, samimiyettendir. Ben kimsenin yüreğini dağlamam kendi üzüntümle. Karşımdaki de benle ağlasın istemem, onun kahkahaları benim acımı perdelesin isterim. O yüzden tek bir taş çatlatabilirse de içimin vitrinini aslında, duygusuz damgasının vurulması bir o kadar da kolaydır. Halbuki bu söz, vitrinime atılmış bir taşın oluşturacağı çatlaktan daha çok su sızdırır dışarı. Sızıntıyı kimse farketmez, üstüne örterim birşeyler.
Uzun süredir yanıyorum kendimce, kendi içimde. Bir karar verdim hayatımla ilgili. Hayatımın en kararlı kararını. Ve küllerimden doğamam, tamamen yanmadan...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
