Kabarmıyordu kek, onca uğraşa, onca kabartma tozuna rağmen. Gazetelerden, dergilerden kesilen, televizyon programlarından alınan tarifler, telefonun altındaki 1986 ece ajandasında kalmaya mahkumdu. Suyundan da değil, biliyorum... Yok yok un da bayat değil... Hayırlısı...Tam vazgeçmeye başlamıştım ki artık, geliverdin. Evde kabartma tozu bitmişti, karbonat koyduk oldu... Hiç aklıma gelmemişti portakal kabuğu rendesi! Nerden çıkardın bilmem ama güzel oldu. Pudra şekeri mi? Bilmem, vardı galiba bir yerlerde, kullanmadım bayağıdır. A! Var var. Hindistan cevizi, pasta süsü, antep fıstığı. Olmaz mı? Kabarmasını umduğum her kek için almıştım. Eee? Hepsiyle mi süsleyeceğiz bunu? Tamam peki.
Çikolata sosu da koyalım mı? Oburluğum mu üstümde nedir? Bence de olur, neden olmasın. Tamam, hadi süsleyelim, hepsinden koyalım. Sanırım çok heyecanlıyım, üstümüz başımız pudra şekeri.
Tadı belki de güzel olmaz. Olsun ama bizim kekimiz, kabardı hem. Çok şey mi koyduk üstüne ki? Ama hepsi yakıştı birbirine. Bence. Çok mu renkli oldu ki? E daha iyi :)
Sen gelmeden önce her harfin bir sesi, her kelimenin karşıladığı bir kavram vardı. Vardı olmasına da, kelimeleri yan yana yazar yazar silerdim. E olmuyordu cümleler, uymuyordu kelimeler.Hepsi defterlerin arasında, çekmecelerin diplerinde kalmaya mahkumdu.
Sonra senle olur olmadık yerlere virgüller, üç noktalar koyduk, renkli kalemlerle yazdık günleri. Üstümüz başımız ünlem... Cümleleri belki de anlamazlar. Olsun ama bizim cümlelerimiz, yakıştı hem. Çok mu renkli oldu ki? E daha iyi :)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder