Bu Blogda Ara

Popüler Yayınlar

27 Aralık 2008 Cumartesi

olasılık...


Her olgunun olmak veya olmamak için en düşüğünden en yükseğine kadar bir olasılığı vardır. Bu olasılıkların bilinçaltındaki görünürlüğü veya görünmezliği olasılığın değerini düşürmez veya yükseltmez. Herkes, umudu olsun veya olmasın, bu olasılığı görmezden gelsin veya gelmesin, bu olasılığın getirdiği şüpheyi taşımak zorundadır.

Genel kabul görmüş her kaide, her olgunun içinde bulundurduğu bu olasılığı bulundurduğundan, aslında her kaide iflah olmaz bir şüpheyi barındırmak zorundadır, yine göz ardı edilse de edilmese de. Şüphesiz addedilen her şeyin ardında en düşük değerde de olsa bir olasılık bulunur, dolayısıyla kesinlik, insan bilincinin "inanmak istediği" bir şeyden daha öteye gidemeyen, "inanılmak isteneni" "inanılır" kılan bir terimde sıkışıp kalmaya mahkum olur, ve soru kelimelerinin en şanslısı kabul edilebilecek olanı "Acaba?" her şartta cevap bulabilecek tek mucizevi kelime olarak kabul edilebilir.

İçinizdeki soru işareti ölmesin, sorularınız ölürse, ruhunuz da ölür. Vesselam...

19 Kasım 2008 Çarşamba

kek

Kabarmıyordu kek, onca uğraşa, onca kabartma tozuna rağmen. Gazetelerden, dergilerden kesilen, televizyon programlarından alınan tarifler, telefonun altındaki 1986 ece ajandasında kalmaya mahkumdu. Suyundan da değil, biliyorum... Yok yok un da bayat değil... Hayırlısı...

Tam vazgeçmeye başlamıştım ki artık, geliverdin. Evde kabartma tozu bitmişti, karbonat koyduk oldu... Hiç aklıma gelmemişti portakal kabuğu rendesi! Nerden çıkardın bilmem ama güzel oldu. Pudra şekeri mi? Bilmem, vardı galiba bir yerlerde, kullanmadım bayağıdır. A! Var var. Hindistan cevizi, pasta süsü, antep fıstığı. Olmaz mı? Kabarmasını umduğum her kek için almıştım. Eee? Hepsiyle mi süsleyeceğiz bunu? Tamam peki.

Çikolata sosu da koyalım mı? Oburluğum mu üstümde nedir? Bence de olur, neden olmasın. Tamam, hadi süsleyelim, hepsinden koyalım. Sanırım çok heyecanlıyım, üstümüz başımız pudra şekeri.

Tadı belki de güzel olmaz. Olsun ama bizim kekimiz, kabardı hem. Çok şey mi koyduk üstüne ki? Ama hepsi yakıştı birbirine. Bence. Çok mu renkli oldu ki? E daha iyi :)

Sen gelmeden önce her harfin bir sesi, her kelimenin karşıladığı bir kavram vardı. Vardı olmasına da, kelimeleri yan yana yazar yazar silerdim. E olmuyordu cümleler, uymuyordu kelimeler.Hepsi defterlerin arasında, çekmecelerin diplerinde kalmaya mahkumdu.

Sonra senle olur olmadık yerlere virgüller, üç noktalar koyduk, renkli kalemlerle yazdık günleri. Üstümüz başımız ünlem... Cümleleri belki de anlamazlar. Olsun ama bizim cümlelerimiz, yakıştı hem. Çok mu renkli oldu ki? E daha iyi :)

17 Kasım 2008 Pazartesi

zaman kendi içine saklanmış


Bi koşuşturmaca, bi nefes nefeselik herkesin ayağına dolanmış, koşuşturdukça dolanmış, dolandıkça düğüm olmuş, düğüm oldukça esir eder olmuş insanları kendi telaşesine..


Halbuki bu kadar zor değil hayat aslında biz zorlaştırmasak. Çünkü hayat biraz kinci, sen onu zora sokarsan o seni daha fena zora sokuyor. Hayat hiç alacaklı kapatmaz muhasebe defterini çünkü. Rahattır, edepsizdir biraz, ama sen onu seversen o da kıllık yapmaz hani.Maço bir aşk yaşayamazsın hayatla, rahat bırakmak lazım, onun getirdiğini yiyip içmek, onu yargılamamak, ve fakat getirdiğini beğenmediysek yememek değil, bi sonraki sipariş için eline daha çok para vermek lazım.


Herkes, bi yerlerde bi şekilde mutlu olur, az olur, çok olur, ama olur. İlla ki olur. Ama eğer hayata vermediysen bişeyler, hayat sana asgari maaş verir. Sırf sana bişeyler vermek zorunda olduğu için verir. Bu yüzden her sabah dolmuş beklerken karşılaştığın kızın verdiği selam, işyerinde yan masanı işgal eden, sana karşı olan hislerine, çöp kovasının sana olan hislerine inandığın kadar inandığın herifin selamından daha değerlidir. Hayat sana maaş olarak bu herifi, prim olarak da dolmuş durağındaki kızı verir. Sen de onun bu histerik hallerine güler güler geçersin. Geçmezsen hayat darılmaz, gücenmez, gerilmez, daralmaz, "yazık bu kadar üstüne gitmeyeyim" demez. "Sonunda isyan etti, bi kova ilaç içip intihar edermiş gibi yaptı , yüreğimi dağladı, artık çektiği acılara son" da demez. "Bak hiç gıkı çıkıyo mu yaptım ettim bana mısın demedi. Maşallah kırdı poposunu oturdu, etliye sütlüye karışmadı, artık mükafat zamanı" hiç demez.


Uyuz komşu çocuğu gibidir, oyuncaklarını senle paylaşmaz, ama seninkileri kırar. Her defasında söz vermiş olsan da kendine bu sefer ona kanmamak için, yine kanar gidersin, ya dizin yarılmış gelirsin, ya da toza toprağa bulanmış.


Meret öle estetikle falan da değiştirilmez memnun değilsin diye. Senledir, sendedir, sendir istesen de istemesen de. Ve bir gün kabullenirsin bu gerçeği, er ya da geç. Ve bu farkediş ne kadar erken olursa kişinin selameti için o kadar iyidir.


Ve bu yüzden, hoşgeldin hayat bir kez daha. Her sabah sana uyanmak güzel, benimle olman,bende olman, ben olman güzel. Evet maaş+prim bana uygun. Yol parasını düşünme düşe kalka gideriz beraber...

10 Kasım 2008 Pazartesi

....


Temiz olduğunu düşündüğün kadar temizsindir.Bu yüzden insanların attığı çamurlar seni kirletmez.Su sızdırmazlığın atılan taşların yarattığı çatlaklarla değil,senin dışarı çıkma çabalarıla doğru orantılıdır.Ve gerçek olan, içine akıttığın gözyaşlarındır.Kaç paket kağıt mendil tükettiğin değil, kurusun diye astığın ruhunu kaç sabah gün ağarmadan meraklı gözlerden kaçırarak balkondaki ipten aldığın önemlidir.Kime nefretini ne kadar kustuğun değil, benliğinin avuçlarını kaç kez kanattığın önemlidir tırnaklarınla.


Bu yüzden önemlidir ruhunu, içindeki çocuğu gaddar bir babadan saklar gibi korumak...

1 Kasım 2008 Cumartesi

el sallamak bir eylem olmaktan çıktığında..

Bir şehirden gitmekle birinden gitmek arasındaki farkı elinin rüzgarıyla itmek düşüncenden...O şehrin aslında onu çok sevdiğini, kaldığı evin duvarlarınınsa artık sadece tuğla ve çimentodan ibaretmiş gibi görünmesinin sebebininse aslında sadece tuğla ve çimentodan yapılmış olması gerçeğinden kaynaklanmadığını, artık mutfaktan gelen kokunun aynı notaları barındırmayacak olmasını anlatmak istemek, sonra anlatsan da farketmeyeceğini farketmek...
O otobüsün camından, sen de dışardan el sallarken, aslında her sallayışta birbirinin gözyaşını silmek...
Güle güle git anne,seni çok seviyorum...